Oca 13
İşte Hayat
Diyoruz, diyor konuşmanın sonunda. İnsanın başı sıkışınca açtığı kapının anahtarı gibi oluyor bu cümle. “hee, öyle” diyor kadın. Ellerinde bin bir çizgi derin yarıkları olan kadın. Mutlu günleri de olmuştur elbette.
En mutlu vaktini tarlasında toprağıyla kucaklaştığında geçirmiştir aslında. O toprağı sever, toprak onu kucaklar sevdikçe. Yüzünü güldürür O her dokunduğunda kendine. Meyvelerini toplar, ayçiçeklerini döndürmüştür kendine güneşini batırırken mutludur aslında. Başında yemenisi eli alnında bakarken güneşe döker terini toprağa. Su olur can olur toprakta. Yüzündeki çizgileri hayatıdır. Hayat O’nun için bu vakitlerdir. Sevmek, sevilmenin ne demek olduğunu bilmeden belki de hayatının bu şekilde olmayı öğrenmiş. Kimi toprakla olan aşkı kadar aşıktır hayata, kimi hayatını çoktan batırmış gün ışığına. Bakıyorum kadına. Çakmak çakmaktı gözleri. Saklamış güneşi gözlerinde. “hee işte hayat” diyor gülümseyerek.
İstanbul’da iş yerine yürüyerek gitmek büyük şans gerçekten. Yolun üzerindeki ağaçların yazın gelmesiyle yeşilleri o kadar çoğaldı ki, onlara bakarken birbirlerine sarılmış gibi görüyorum bazen. Hep aynı köşede duran çiçekçi kadın sabahları gülümsüyor bana. Yere dökülmüş çiçeklerini topluyor yeniden demetler yapıyor. Kim bilir birkaç saat sonra kimlerin elinde olacak. Yemenisinin renkli oyaları alnında, bin bir renkli çiçekleri ile konuşuyor, ellerindeki demetleri ile güne sarılıyor her sabah. “Günaydın” diyorum bazen göz göze geldiğimizde. “Günaydın ablam” diyor bir o kadar samimi ve içten gülümsemesi ile.”İşte hayat” diyorum. Bir başka pencereden baktığım gördüğüm bir hayat. Her kadın çiçek beklerken, çiçeklerin içinde olan bu kadında çiçek bekliyordur herhalde diye düşünüyorum.
Sabah erken saatlerinde gözlerindeki yaşları siliyor. -Kimse fark etmemiş herhalde- diyen bir ifade ile. Bu kadıncağız şimdi sabahın erken saatinde ağlatan nedir? Bir insan neden ağlayarak başlar güne. Burnu kızarmış ağlamaktan iyice. Nedendir bu sabah sabah ağlamak! Üzülüyor insan görünce tabi.
Ailesinin içinde mutlu büyümüş kızlarımız sonrasında kurdukları hayatlarında da mutlu olmuşlar ise sen sağlam kadınlardır diyorum. Aileden başlıyor her şey. Babası tarafından sevilen anneyi gören çocuklar özellikle –erkek çocukları- sonrasında kurdukları yaşamlarında aynı tablonun devamını getiriyorlar. Tam tersi durumlarda bırakın büyümesini küçük yaşlardaki çocukların annelerine davranışlarını hayrette görüyoruzdur.
Yüz yıllardır kadınlarımız için söylenmiş sözler vardır.
-”Kızını dövmeyen dizini döver!”
-”Kadının yüzünün karası, erkeğin elinin kiri”
-” Karı gibi gülme!”
-“Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin!”
-” Kadının saçı uzun, aklı kısadır.”
Diye kurulan cümleler ile yetiştirdiğimiz kişiliklerini bastırdığımız kız evlatlarının yanında aynı cümleler ile büyüttüğümüz güçlendirdiğimiz erkek evlatlarımız. Bu yüzden kadın yüzünde acı gülümse ile “ne edeceksin hayat işte. Kaderim” diyip günlerini doldurmaya devam edecektir. Bu yüzden adam onu sevse de sevmese de bu dört duvar arasında kalacaktır. Cumhuriyet kurulalı 85 değil 185 yıl da olsa bu düşüncelerimiz, kadına verdiğimiz değer yargılarımız değişmediği sürece kadın hep aynı değerde olacaktır.
Yıllar önce verilen hakların bile değiştirilmeye çalışıldığı bu zamandan sonra her şey belki de daha da zor olacaktır. Elbette ki bunu büyük bir genelleme yapmıyorum ama hala bu şekilde devam eden hayatlarımız var. Hala bir çok yerde mal, hayvan karşılığında değişen hayatlarına mahkum edilen gencecik bedenler, ruhlar var. Dışarıda -hatta ağır işlerde çalışan- birde evde çalışmaya devam ederek kurdukları hayatlarından bıksalar dahi törelerinden dolayı asla geri dönemeyecek yaşantıları olan kadınlarımız, aslında ne kıymetli yüreklere sahiplerdir. Bir kaç kişinin hayatını kaplayan yaşamları tek başına sırtlanmışladır.
Kadın ya da erkek önemli değil. Önemli olan insan yüreği taşımaktır. Sevmek, şevkatli olabilmek hayata karşı. Ve hayatın içindeki kadını sevebilmektir. Bazen çocuk ruhuyla, bazen kadın ruhuyla da olsa ona sarılabilmektir. Nazım Hikmet dizeleri geliyor aklıma;
Ve kadınlar bizim kadınlarımız:
Korkunç ve mübarek elleri
İnce, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
Anamız, avradımız, yarimiz
Ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
Ve soframızdaki yeri
Öküzümüzden sonra gelen
Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
Ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
Ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
Işıltısında yere saplı bıçakların
Oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
Kadınlar,
Bizim kadınlarımız,
Yeri doldurulamayacak kadınlarımız. Bitmek bilmeyen, tükenmeyen sevgisiyle çağlayanlar gibi tozu, toprağı kucaklayan kadınlarımız. Umarım değişen bu yüzyılda yüzlerinde acı bir tebessümle “ hayat işte ne yaparsın” ın ardına sığınmayan kadınlarımız var olur.
Sevgiyle kalın
Ama yalnız değil,
Yazı Melis Morsallı
26.05.2008 – 11:50
Yorumlar Kapalı


