Oca 13 2009

İşte Hayat

Kategori: Melis Morsallı | yazaradmin @ 14:50

Diyoruz, diyor konuşmanın sonunda. İnsanın başı sıkışınca açtığı kapının anahtarı gibi oluyor bu cümle. “hee, öyle” diyor kadın. Ellerinde bin bir çizgi derin yarıkları olan kadın. Mutlu günleri de olmuştur elbette.

En mutlu vaktini tarlasında toprağıyla kucaklaştığında geçirmiştir aslında. O toprağı sever, toprak onu kucaklar sevdikçe. Yüzünü güldürür O her dokunduğunda kendine. Meyvelerini toplar, ayçiçeklerini döndürmüştür kendine güneşini batırırken mutludur aslında. Başında yemenisi eli alnında bakarken güneşe döker terini toprağa. Su olur can olur toprakta. Yüzündeki çizgileri hayatıdır. Hayat O’nun için bu vakitlerdir. Sevmek, sevilmenin ne demek olduğunu bilmeden belki de hayatının bu şekilde olmayı öğrenmiş. Kimi toprakla olan aşkı kadar aşıktır hayata, kimi hayatını çoktan batırmış gün ışığına. Bakıyorum kadına. Çakmak çakmaktı gözleri. Saklamış güneşi gözlerinde. “hee işte hayat” diyor gülümseyerek.

İstanbul’da iş yerine yürüyerek gitmek büyük şans gerçekten. Yolun üzerindeki ağaçların yazın gelmesiyle yeşilleri o kadar çoğaldı ki, onlara bakarken birbirlerine sarılmış gibi görüyorum bazen. Hep aynı köşede duran çiçekçi kadın sabahları gülümsüyor bana. Yere dökülmüş çiçeklerini topluyor yeniden demetler yapıyor. Kim bilir birkaç saat sonra kimlerin elinde olacak. Yemenisinin renkli oyaları alnında, bin bir renkli çiçekleri ile konuşuyor, ellerindeki demetleri ile güne sarılıyor her sabah. “Günaydın” diyorum bazen göz göze geldiğimizde. “Günaydın ablam” diyor bir o kadar samimi ve içten gülümsemesi ile.”İşte hayat” diyorum. Bir başka pencereden baktığım gördüğüm bir hayat. Her kadın çiçek beklerken, çiçeklerin içinde olan bu kadında çiçek bekliyordur herhalde diye düşünüyorum.

Sabah erken saatlerinde gözlerindeki yaşları siliyor. -Kimse fark etmemiş herhalde- diyen bir ifade ile. Bu kadıncağız şimdi sabahın erken saatinde ağlatan nedir? Bir insan neden ağlayarak başlar güne. Burnu kızarmış ağlamaktan iyice. Nedendir bu sabah sabah ağlamak! Üzülüyor insan görünce tabi.

Ailesinin içinde mutlu büyümüş kızlarımız sonrasında kurdukları hayatlarında da mutlu olmuşlar ise sen sağlam kadınlardır diyorum. Aileden başlıyor her şey. Babası tarafından sevilen anneyi gören çocuklar özellikle –erkek çocukları- sonrasında kurdukları yaşamlarında aynı tablonun devamını getiriyorlar. Tam tersi durumlarda bırakın büyümesini küçük yaşlardaki çocukların annelerine davranışlarını hayrette görüyoruzdur.

Yüz yıllardır kadınlarımız için söylenmiş sözler vardır.

-”Kızını dövmeyen dizini döver!”

-”Kadının yüzünün karası, erkeğin elinin kiri”

-” Karı gibi gülme!”

-“Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin!”

-” Kadının saçı uzun, aklı kısadır.”

Diye kurulan cümleler ile yetiştirdiğimiz kişiliklerini bastırdığımız kız evlatlarının yanında aynı cümleler ile büyüttüğümüz güçlendirdiğimiz erkek evlatlarımız. Bu yüzden kadın yüzünde acı gülümse ile “ne edeceksin hayat işte. Kaderim” diyip günlerini doldurmaya devam edecektir. Bu yüzden adam onu sevse de sevmese de bu dört duvar arasında kalacaktır. Cumhuriyet kurulalı 85 değil 185 yıl da olsa bu düşüncelerimiz, kadına verdiğimiz değer yargılarımız değişmediği sürece kadın hep aynı değerde olacaktır.

Yıllar önce verilen hakların bile değiştirilmeye çalışıldığı bu zamandan sonra her şey belki de daha da zor olacaktır. Elbette ki bunu büyük bir genelleme yapmıyorum ama hala bu şekilde devam eden hayatlarımız var. Hala bir çok yerde mal, hayvan karşılığında değişen hayatlarına mahkum edilen gencecik bedenler, ruhlar var. Dışarıda -hatta ağır işlerde çalışan- birde evde çalışmaya devam ederek kurdukları hayatlarından bıksalar dahi törelerinden dolayı asla geri dönemeyecek yaşantıları olan kadınlarımız, aslında ne kıymetli yüreklere sahiplerdir. Bir kaç kişinin hayatını kaplayan yaşamları tek başına sırtlanmışladır.

Kadın ya da erkek önemli değil. Önemli olan insan yüreği taşımaktır. Sevmek, şevkatli olabilmek hayata karşı. Ve hayatın içindeki kadını sevebilmektir. Bazen çocuk ruhuyla, bazen kadın ruhuyla da olsa ona sarılabilmektir. Nazım Hikmet dizeleri geliyor aklıma;
Ve kadınlar bizim kadınlarımız:

Korkunç ve mübarek elleri

İnce, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle

Anamız, avradımız, yarimiz

Ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen

Ve soframızdaki yeri

Öküzümüzden sonra gelen

Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız

Ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki

Ve kara sabana koşulan ve ağıllarda

Işıltısında yere saplı bıçakların

Oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan

Kadınlar,

Bizim kadınlarımız,

Yeri doldurulamayacak kadınlarımız. Bitmek bilmeyen, tükenmeyen sevgisiyle çağlayanlar gibi tozu, toprağı kucaklayan kadınlarımız. Umarım değişen bu yüzyılda yüzlerinde acı bir tebessümle “ hayat işte ne yaparsın” ın ardına sığınmayan kadınlarımız var olur.

Sevgiyle kalın

Ama yalnız değil,

Yazı  Melis Morsallı
26.05.2008 - 11:50


Oca 13 2009

Eski İstanbul’dan Bir Yıldız Kaydı

Kategori: Melis Morsallı | yazaradmin @ 14:49

“Çocuklar galiba ben ölüyorum artık” dedi kollarımdayken. Saçlarının krepesi hastaneye yatmadan birkaç zaman önce yapılmıştı. Kızıl rengi parlaklığını kaybetmişti artık. En son gördüğümde o şen kahkahalı sesi yerini fısıltılara bırakmıştı. Söylediklerini duymak için biraz zorlanıyoruz son zamanlarda. İncecik dudakları hala pembe duruyor.

Makyaj yapmak onun en önemli alışkanlığıydı.”Çocuklar erkeğin kravatı ne ise kadınında makyajı odur” derdi toplantılarda. En alıcı renkleri severdi. Hasta olmadan birkaç zaman önce gördüğümde turuncu kazağı, yaka iğnesi, turuncu yeleği, açık renk farı ve ruju sürülü olarak karşılamıştı bizleri geç saat olmasına rağmen. Gençleri çok severdi.-Ben daha yaşlanmadım. Biraz ihtiyarladım o kadar -derdi gözlerindeki ışıltı ile bize bakarken. İhtiyarlığın belirtileri ellerinin üstünde biraz çizgilerin oluştuğunu ama yüzünün hep genç kaldığını anlatırdı. Yalansız dolansız dır sevgisi, samimiyeti, sıcak gülümsemesi ile.
Aslında bu yazıyı yazarken zaman açısından çok zor durumdayken yazıyorum. Bahsettiğim kişi şu an 82 yaşında olan ve herkesin gönülden “anneanne”si olan Eski İstanbul yıldızı. Yani en azından benim için yıldız. Şu an için sağlık durumu biraz ağır, zamanı yener de yine gülümser mi bize bilmiyorum. Çevremizde böyle yaşlı hanımefendilerin olmadığı bir tünel içindeyiz sanırım artık. Giyimiyle, konuşmasıyla, tavrı ile var olan bu insanlar Eski İstanbul hanımefendilerinden. Ben çocukken özellikle bayramlarda dışarı da giyimiyle İstanbul’a yakışır teyzeler, amcalar görürdüm. Benimde o zaman yanımda yaşlılarım vardı. Görürdüm ve anlatılırdı. Kendi ailemdeki yaşlılarımızı kaybedince ve zaman da değişince artık böyle insanları göremez oldum. Bulunmaz görünmez oldu sokaklarda da anlatılanlardan kalan İstanbul hanımlarını, beyefendilerini. İstanbul’un belki de en kıymetli zamanlarını yaşamıştı. Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçişi son zamanlarda hala – İstanbul’a geçtiğimizde – diye anlatırdı. Herhangi bir zamanda gelecek misafire verdiği değer, kıymet kaldı aklımda. Kıyafeti, takıları ve elbette ki makyajı ile karşılamak saygısının ve sevgisinin ifadesiydi. Eski kültürlerimizin yaşayan değerlerimizin kaybolduğu vakittir bu insanların hayatımızdan kayboluşu. Onların elindeki lezzet, insanlara olan katıksız güven duyguları, saygıları ve daha birçok kıymetli değerler bir daha sahip olunamayacak duygulardır.

Zor zaman ve zor an işte bu satırları da yarım yamalak karaladığım andır. Eski İstanbul’un yıldızı kaydı gitti. Geçtiğimiz Pazar uğurladık O’nu. Eskiden bir arkadaşım – yaşam devam ediyor bir şekilde –dediğinde yüreğim darmadağınık olmuştu. Uçurumdan düşmüştüm zaten. Acılarımı sarmadan yeni günlere selam vermek zor gelmişti. Büyüdükçe duygularım, her acılı günlerimde bu sözü hatırlar oldum. Öyleymiş gerçekten demek içimi acıtsa bile hak veriyorum bu söze. Hayat işte türlü oyunlar oynuyor ve daha nice sahneleri saklıyor içinde bize. Hayatımız kıymetli. Bu sabah uyanınca serin hava yüzümü okşadığında bir kez daha bu duyguyu hissettim. Yakın zamandaki bu kayboluş duygularımı savurdu kimsesiz sahillere. Yargılıyor insan her şeyi. Zaman şu an öyle kısa geliyor ki işte. Acıların tesellisi oluyor kendimizce bulduğumuz açıklamalar. İyi yaşadı. Allah çektirmedi. Hayatta çok şey gördü. Ve daha örneklerini çoğaltacağımız pek çok teselli cümleleri. Yahu aslında bende bunları biliyorum ama yüreğim acıyor. Ağladım ağlamakta istiyorum daha.  Öyle geçiyor işte zaman. Yaralarımız sarılıyor. Üzüntülerimiz hafifliyor. Yeniden gülüyoruz eğleniyoruz. Kimin ne kadar yakın olup olmadığı önemli değil. Kaybolup giden insanı sevmek ve insan olmak ile alakalıdır tabi üzüntünün boyutu. Birde hayata hangi pencereden baktığımız. Günlerimin içinde çok güzel bir resim olarak kalacaktır benim yıldızım. Her vakit süslü, bakımlı, neşeli gür sesiyle içimde yaşacaktır. Varsa çevrenizde böyle kıymetli değerli yaşlı insanlarımız kıymetini bilelim. Gerçekten kaybedince insanın içinde bir yara oluyor. Her an açılmaya hazır bir yara.
Hayatımız avucumuzdaki en kıymetli hazine. Kaybetmeden, kaybetmeye yakın olmadan yaşamak lazım. Geride bıraktığımız insanların yüreğinde güzel hatıralar, resimler bırakmak ve sıcak tebessümler ile hatırlanmak yaşatacaktır bizi. İnsanları sevmek, sabırlı ve şevkatli olmak, anlayış ile yaklaşmak lazım sevdiklerimize. Bu değerlerimiz insan yüreğimizi besleyecek ve ölümsüz yapacaktır. Karaladığım birkaç satır hayata yazdığım satırlardır.

İŞTE HAYAT
Durunca anlıyorsun
Kafana dank ediyor işte.
İçine gömüyorsun,
Gözyaşlarını da ,
Sevdanı da
Ya da var ise kırgınlıklarını, kızgınlıklarını
Kâğıt gibi kısa
Su gibi akıcı günler
Hayat işte
Kaybedince hayatını
Anlıyorsun
Her günün aslında bir şans olduğunu
Mayıs2008
Sevgiyle kalın,
Ama yalnız değil

Yazı  Melis Morsallı
17.05.2008 - 13:47


Oca 13 2009

Benim Annelerim,

Kategori: Melis Morsallı | yazaradmin @ 14:48

Trenin uğultusuna karışmış gözyaşlarımı silip, yüreğine bastırmıştı beni. Minicik elleri ile yaptığı çikolatalı pudinglerini hala aynı tat ile hatırlıyorum. Yaralı yüreğimi saklamıştı avuçlarında. Kocaman sevgiyle sarmış temizlemişti kırıklarımı.

Evini açtığı o gün anlamıştım, sonsuza kadar yaşayacak olan bağımızın temelini atmıştı aslında. Kütüphane kolundaki öğrencilik görevimde tanıdığım Fransızca öğretmeniydi. Öğretmenimdi. Sonra istemeden uğurlarken yine aynı tren uğultusunda “hep yanındayım Türk sözü, ANA sözü” diye yazdığı not ne zaman yüreğim sıkılsa hep aynı tazelikte sarar beni. Zaman geçti. Hiç bırakmadı beni. Yüreğimin kırıklarını hala da sarar ne kadar büyüsem de.

“Mutlaka siz onunla tanışmalısınız” dedi bir arkadaşım. Günlerce okuldaki odasına uğradık. Sonra bir gün not bıraktık.”Hocam yine geldik siz yoktunuz…” diye. Yine uğradık. Sonra yine.Yok yok yok…. Teneffüs zili çaldığında çaldığın da her zamanki gibi koşarak inerken merdivenleri “ İşte aradığınız öğretmen… Hanım burada” dedi arkadaş. Başımı kaldırıp üst merdivenin sonunda gördüğüm yüz bu gün hala bana aynı sevgiyle bakan yüz oldu. Kocaman siyah gözleri, her zaman kına yakılmış omuzlarındaki saçları ile her vakit yanımda olan bir arkadaş, dost, anne oldu sonrasında. Bu satırları yazarken sesi hala kulaklarımdadır. Sevgisini sesinden bile anlayabildiğiniz güzel öğretmenim. Nazım Hikmet’in şiirini .”O Mavi gözlü bir devdi…” içinize kazıyarak okur. Sevgiye küsmeden sevginin varlığını yaşatır insan kalbinde.

Kalabalık sınıfların teneffüs uğultusu yorardı beni. Karmaşık bağırtılar, koşuşanlar. O vakitlerde yorardı ama böyle seneler önce de mezun olduğunu hatırlayınca özlüyor yine de insan. İncecik bir öğretmen vardı. Derslerimize hiç gelmedi. Ama koridorda görürdüm ben dışarı çıkmadığım vakitlerde. Hep çevresi doluydu. Ne çok severdi öğrencilerini. Bende - bu öğrencilerin içinde olsam- derdim her zaman. Tanımıyordu ki beni. Ne diyecektim… Saçlarını yanlardan toplamış, çok güzel bir kırmızı ceketi vardı o gün. Kırmızı renk. Yüreğimi kanatlandıran en sevdiğim renktir kırmızı. Ve bana öğrencileri ile konuşurken –Hocam bende sizi çok seviyorum, tanışabilir miyiz ben yan sınıftan…- deme cesaretini veren renk. Seneler geçti. Bu tanışma şimdilerde anlattığımız hoş bir anı oldu.

Yaşadığı şehrin tatlı esen rüzgârlarına kaptırmıştı yüreğini artık. Gencecik yaşta kalbi bir sevdaya kapılmış sevdanın ardındaki enkaz gözlerine çökmüştü sanki. Onca zaman geçmişti onun içinde benim içinde. Arada bir duyarım sesini. Seneler geçer. Uzun aralıklarla da olsa ben çocukluğumdaki gibi sarılırım ona. Hatıralarımın ortak olduğu zaman dilimindedir gönlümüz. Aynı zamanı yaşamış olmak, düşündüğümde içime bir sıcaklık verir. Güzel bir gülüşü, dudakların da ince gülümsemesi vardır. Gözlerinde aynı içtenliği her zaman gördüm. Bilirim yüreğindeyimdir. Bilir ki; her daim içimde saklarım onu.

Aileyi toparlayan, ayakta tutan kadındır bizim geleneklerde. Çocuklar, okul, ev vesaire ile geçen hayatta her şeyi dengeleyen birbirlerine asla karıştırmadan yaşatan sağlam anneler vardır. Bu annelerin yürekleri o kadar geniştir ki – bana göre- kendi aile fertlerinin dışında dışarıdan birilerini de bu çemberinin içine katıksız, ayırmaksızın dahil ederler. Aynı sevgiyle sarılırlar ve aynı evlat sevgisini yaşatırlar sana. Görüşmelerin dışında hafta sonlarında seni de ister ailecek yeme yemenin keyfini beraber paylaşmak için. Çünkü dedim ya o yürek öyle büyüktür ki senide dahil etmiştir işte artık yüreğindeki diğer parçalara. O gün pazara gidilmiştir. Anne akşam yemeğini hazırlarken kızıyla sohbet eder. Baba gelmemiştir daha. Yemek hazırlanır. Anne hazırdır ailesini toplamaya. Aynı sofrayı paylaşmaya. Ve hep aynı saatte kapı çalar. Baba gelir. Aileyi yaşatan annedir dedim ya. Bunu en çok gördüğüm kişidir. İçimde tarif edilmez derinliklerde bunu aile, evlat, sevgi, şevkat… daha sayamadığım duyguları yaşatan yüreği geniş güzel bir annedir o.

Anneler çocuklarını ayırmadan sever-derler. Kız ya da erkek fark etmez. Ama oğlu olan ya da kızı olan bir anne ister istemez kızı var ise oğlu, oğlu var ise kızı olsun duygusunu da geçirir içinden mutlaka. Oğulları ile mutlu bir anne daha tanıyorum. Gözleri derin deniz kadar derin yeşil gözleri. Zamanın parçalarını gömmüş o derin yeşillerine. Güneş yakar ısıtır gözlerini bazen. Sımsıcaktır. İşte bu gözlerde bilirim ki benim yerimde bir ayrıdır. Yüreğimden hissetmişimdir ki kızıyımdır onun. Öyle sarılır, arayamasam da arar hiç sıra beklemeden. Gönül koyması yoktur. Katıksız, hesapsız seven bir anne yüreğidir onun kalbi.

Bu yazdığım annelerin yeri ayrıdır bende. Tüm annelerin …. Diye bir cümle kuramayacağım ben ama; Anne olup da “ANNE” olmayı da bilenlerin gününü kutluyor ellerinden öpüyorum.

Sevgiyle Kalın

Ama yalnız değil,

Yazı  Melis Morsallı
12.05.2008 - 11:30


Oca 13 2009

Mayıs

Kategori: Melis Morsallı | yazaradmin @ 14:47

Son yağmurlar belki de bu yağanlar.Böyle sıkıntılı, insan yüreğini avucunda tutup sıkıştıran bu havayı sevmiyorum aslında.Bu yazımı yazarken vakit biraz geçmiş, radyoda kendi kendine çalmakta.Kulağım arada gidiyor şarkıya.Sıkışmış yüreğim gevşiyor biraz..

Seneye girdik gireceğiz derken Mayıs ayının günlerine ettik bakalım. Baharın başlangıcı diyipte, baharın sıcak kokusundan uzak 1 Mayıs ‘ı atlattık. Maalesef hakların, demokrasinin hiçe sayıldığı bir gün olarak geride kaldı bile.

Haberleri seyrettik hayrette.Bilmeyenler sordu.”Yok çocuğum savaş değil bu, bayram!!” dedik…..Başka illerdeki 1 Mayıs’a baktım.İzmir ve Ankara gayet güzel kutlamıştı bu İşçi Bayramını.Nedir bu İstanbul’da olan olaylar o zaman diye sorguluyor insan da işte .

Aynı olaylar seneye de mi olacak?.. Belki şimdiden başlamalıyız sorgulamaya bir şeyleri. Düzeltmek için. Bayramı bayram gibi kutlamak için. Gördüğüm bu kıran kırana düşmanlığın bitmesi için. Ayakların altına alınan hayatları da anlamak için. Yağmalanmış sokaklarından arınmak için. Ve anlatmak için gelecek kuşaklara bu bayramın aslında bayram olduğunu, Emekçinin, İşçinin bayramı olduğunu.

Bu hafta sonu öğretmenler haftası olacak benim için. Vefalı bir öğrenciyim ben.Gerçi çok çalışkan değildim ama..

Sevdiklerimden kopmadım. Kopamadım. Yaşamam için beslenmem gerek. Sevgiyle, sarılmakla beslenebilirim ben. Bir daha yazımda hafta sonunu yazacağım. Görüşmek üzere.

Sevgiyle Kalın,

Ama yalnız değil..

Yazı  Melis Morsallı
05.05.2008 - 12:21


Sonraki sayfa »